Myspace Layouts at Pimp-My-Profile.com / Sparkling Rose

http://www.fireworkstext.com - fireworks text

Image Hosted by ImageShack.us



SEVGİ DİYÂRI

12/10/2009 - HADİSLERLE DİRİLMEK ve PEYGAMBERLE YAŞAMAK

Kategori: MAKALE
glkabezd0gu7.gif
Hayatta meşgul olduğumuz işler ve önem verdiğimiz değerler, bizim doğrularımız olmalı. Bizim doğrularımız, rehber olmalı dosta doğru yollarımızda.
 Yaşamımızda varlığını hissedemediğimiz birçok sünnet büyük boşluklar bıraktı yerlerine. Mecbur olmamak, güzeli terk ettirdi.
 Terk ettiklerimizin değerini bilemez olduk, nasıl olsa mecbur değiliz diyerek. Hayatımıza lezzet katan o tatları unutur olduk tatsız tuzsuz sofralarda...
 Ve unuttuk sofradan tam doymadan kalkmayı, ağaç altında gölgelenen bir yolcu olduğumuzu unuttuk. Ne yazık!

        Oysa sünnetlerin varlığıyla var olmak amaç olmalıydı. Hayatımızın vazgeçilmezi, nefes aldığımız oksijeni olmalıydı ve sinelerimize çekmeliydik onu doyasıya, yaşamanın tadına varmalıydık. Attığımız adımlar O’nun adımları olmalıydı ve yürüyüp geçmeliydik dikenli yollardan. Biz de parlamalıydık gökyüzünde sahabe olmasak bile.

        Yaşamak deyince ve güzel çirkine değince, güzel olmalı Peygamber’le yaşamak. O’nu hayatımızda örnek almak… Dost’a dost olmak, sahtelikten çok uzaklarda. O demişse doğrudur, yapmışsa güzel olan odur deyip hadislerle güzel kılmak yaşamlarımızı. Ve ALLAH’a yaklaşmak her an, cenneti koklamak.

        Ne güzeldir ALLAH’ın Habîb’inin sözlerine değdirmek dillerimizi, yaptığı amellerle düzenlemek amelimizi! Kuran ahlâkıyla ahlâklanmak ne güzeldir!

 Sünneti yaşama eş tutup O’nunla yaşama arzusu sardıkça bizi ve isteyince bunu, yaşamın her zerresi O’nunla yaşanır, zîra boştur gerisi.
 Dünya penceresinden gönül penceresine bir muhabbettir hadisler. Peygamber’in rahle-i tedrisinde O’nunla diz dize ve gönül gönüle olmaktır.
Hadisleri bir temizleyici olarak görüp, arındırmalıyız kendimizi kirlerden. Y
a da O’nsuz yaşama son verip dirilmeliyiz ölmeden. 

. ALLAH’a layık bir kul O’nun Peygamberine layık bir ümmet olmak için yarışmalıyız. Hayatımıza yeni bir yön vermeli hadisler ve derin izler bırakmalı yürüdüğümüz yerler.


Bir silkinişle uyanmalıyız bu uykudan,

Yeter ki sen inan!

Eti sünnet, kemikleri Kuran olan,

Ete kemiğe bürünüp dirilmeliyiz.

Dirilmeliyiz mezarlardan.. 

    KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ''
Hz.MUHAMMED
(S.A.V.)



                                                  Ahmet AYDIN


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/9/2009 - Yalnızlık Halleri

Kategori: MAKALE

Ayşe İZCİ

Çevreniz adeta etten bir duvarla örülü. Sokağa çıktığınızda baş döndüren bir kalabalık... Bir köyün toplam nüfusu kadar insanın yaşadığı bir apartman dairesinde, kasaba nüfusuna yakın bir sitede ikamet ediyorsunuz. Ama ruhunuzu bir kurt gibi içten içe kemiren o duygu; yalnızlık!..

Belki siz iyisiniz, yalnız değilsiniz ama dağ başında yaşamayı özletecek ölçüde bunaltan bu kalabalıkta kendini öyle yalnız hissedenler var ki, düştükleri girdapta kendi kendilerine bulanıp durulmaktalar.

Yaşadığımız şu modern zamanlarda her ne kadar evlerimizde iki-üç televizyon, biri cebimizde olmak üzere birkaç telefon, internet, vs. mevcut olsa da, iletişim araçları (avuntulukları mı demek lazım?) insan ruhunun derinliklerinde saklı “iletişim kurma, anlama ve anlaşılma” ihtiyacını karşılamaktan fersah fersah uzak.

Yadırgamamak, kınamamak lazım, kalabalık bir ailede yaşıyor olsa da, insan öyle bir yalnızlık içinde olabiliyor ki, bazen ‘hastalık derecesinde' rahatsızlıklar ortaya çıkabiliyor. Görünürde şikayet etmiyor olmak, sorun yok manasına gelmiyor. Zira çoğu kişi yalnızlıktan kaynaklanan sıkıntılarını tanımakta ve tanımlamakta mahir değildir.

Çağdaş kültürün faturası

Günümüzde gittikçe yaygınlaştığı şekilde sosyal ilişkilerdeki sığlık, seviyesizlik ve umulan ölçüde derinlik bulamama hali tatmin düzeyini düşürdükçe, kişi ‘tuhaf olan ben miyim yoksa elalem mi?' diye düşünür durur. Diğer taraftan duygu ve düşüncelerini paylaşma neticesinde istismar edilenler, incinenler, derinden yaralananlar da az değil. Nihayetinde azımsanmayacak oranda bir grup insan, isteyerek veya istemeyerek başkaları ile arasına öyle bir mesafe koyar ki, ipek böceğinin kendini kozaya hapsetmesi gibi kendi yalnızlığına gömülür.

Yalnızlık kıskacında kıvrananların bir kısmı içinde bulundukları halet-i ruhiyeden şikayetçi olmakla beraber, sorunun kaynağını fark edemezler ve dolayısıyla ne yapacaklarını da bilemezler. Böylece yalnızlık mutsuzluğu, mutsuzluk yalnızlığı beraberinde getirir, kişi bir kısır döngüye hapsolur.

Özellikle modern kent hayatının, kendi dünyası içinde koşuşturup duran kalabalıkların, dünya ile irtibatı kesilmiş hissi veren gökdelenlerin insanoğluna sunmuş olduğu bir olgudur yalnızlık. Depresyon, yabancılaşma, bağımlılık derecesinde tiryakilikler, sebebi anlaşılamayan içsel huzursuzluk, kendine yönelme veya boşvermişlik , hep yalnızlığın yan ürünleridir.

Kaçınılmaz bir teslimiyet olmamalı bu. İnsan kendini ve sosyal ilişkilerini zaman zaman derinlemesine gözden geçirmeli. Başkalarının ona davranışı kadar, kendisinin de çevresine ne verebildiğini analiz etmeli. Miadı dolmuş bir mal gibi bir köşeye terk edilen yaşlılar kadar, çok sayıda insanla ‘merhaba' düzeyinde muhatap olan genç insanlar da yalnızlık hissedebilir. Çok sayıda insanla tanışmaktan ziyade, az sayıda insanla paylaşmak daha evlâdır yalnızlığı giderebilme hususunda.

Yalnız insan davranışları

Yalnız kimselerin en belirgin özelliği, aşırı ölçüde televizyon izlemeleridir. Şüphesiz içlerindeki sosyal doyumsuzluğu, psikolojik tatminsizliği bu yolla karşılama çabasındadırlar. Çoğu kez dalgın bir vaziyette televizyon karşısında uyuyup kalırlar. Balkonlarda veya kalabalık ortamlarda oturup, saatlerce çay-sigara içip geleni-geçeni seyrederler. Dıştan bakıldığında fevkalade sosyal gibi görünebilirler. Oysa iç alemleri dipsiz bir kuyuya düşmüş gibidir. Gün olur, kendilerini gökteki yıldızlar kadar yeryüzüne, insanlara uzak hissederler.

Bu uzaklık, şüphesiz psiko-sosyal nitelikte bir mesafedir. Nitekim yakın çevrede, mesela hemen yan odada veya karşı dairede insanlar vardır, lâkin olmayan şey ‘iletişim'dir. Arkadaşlık etmek ile dostluk kurmak aynı şey değildir.

Özellikle ergenlik çağında içe kapanma ile birlikte görülen ve depresif bir mizacın oluşumuna neden olan yalnızlığa dikkat etmek gerekir. Bu çağda gencin ailesinden bağımsızlaşma ve özerkleşme çabalarını içeren çatışmaların onu yalnızlığa sürüklemesine fırsat verilmemelidir. Ergenlik döneminde pek çok genç, ailesi ile birlikte sosyal ilişkiler içerisinde olmaktan hoşlanmazlar. Onlarla gezmeye gitmezler, eve gelen misafirler ile de sadece ‘hoş geldiniz' düzeyinde irtibat kurarlar! Bu yaşlar yakın arkadaşlıklar kurmanın altın çağıdır. Bir aksama veya başarısızlık ömür boyu sürebilecek özgüven eksikliğine ve insanlardan kaçmaya neden olabilir.

Derin sebepler

Kendi kişisel tercihleri ile yalnızlığı seçenleri bir yana bırakıp, istemeden yalnız kalanların ve bu durumdan rahatsız olanların durumları gözden geçirildiğinde şu alt sebeplerle karşılaşılır:

İletişim kurma becerisinin geliştirilmemiş olması. Hayatın ilk yıllarından itibaren sosyal ilişkiler ağı içerisinde olagelen insan çevresini etkiler ve başkalarından etkilenir. Emme, ağlama gibi doğuştan gelen refleksler hariç, tüm davranışlar sosyal çevre tarafından bireye kazandırılır, böylece de kişilik oluşur.

Bize ne kadar öğretilmişse, bizimle nasıl iletişim kurulmu ş sa , biz de çevremize o şekilde davranırız. Erken yaşlarda çocuk tatmin edici nitelik ve nicelikte bir iletişim örgüsü içerisinde yer almamışsa, duygu ve düşüncelerini ifade etme imkanı ve destekleyici ortam bulamamışsa, iletişim alanında ciddi sıkıntılar yaşaması da kaçınılmazdır.

Kelime hazinemiz, duyguları anlama ve kendimizi ifade edebilmeyi, yani nerede neyi ne şekilde söyleyeceğimiz ve gelen mesajları doğru algılayıp nasıl karşılık vereceğimizi belirler. Kısaca, kelimeler iletişim kurma becerisinin ana hatlarını oluşturur. Çoğu yalnız insan anlaşılamadığından ve kendini anlatamadığından yakınır. Oysa asıl sorunu anlatma ve anlama becerisine dairdir.

İletişim tarzı da önemli bir faktördür. Kaba-saba konuşmak ile nezaket, emretmek ile ricada bulunmak, ödüllendirme veya cezalandırmayı tercih, iletişim tarzını ele veren hallerdir. Özellikle karşıdaki kişiyi yargılamaya, suçlamaya yönelik bir iletişim tavrı, kısa sürede karşıdaki kişiyi bizim ne demeye çalıştığımızı anlamaktan uzaklaştırır, kendini savunmaya geçirir. Nihayetinde hatlar kopar ve iletişim ortamı kişilerin kendi kendine konuştuğu bir monologa dönüşür.

Yalnızlığın derinliklerinde, benimsenen temel değerler, dünya görüşü ve düşünce farklılıkları da bulunabilir. Burada odak noktası kişilikten ziyade ortamdır. Lâkin kişinin kendi düşünce yapısına uygun bir çevre oluşturma çabası da yine onun iletişim kurma becerisiyle yakından ilgilidir.

Dinimizi tebliğ vazifesi ile Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen erenlerin, başlangıçta yerli halk ile insan olmanın dışında ortak temel değerleri bulunmuyordu. Nasıl oldu da yalnızlık hissine kapılmadan, bunalıma düşmeden bu kutsal görevi yerine getirdiler acaba ?.. Günümüzde tayini çıkan bir memura, yurt dışına tahsil yapmaya giden bir talebeye, en basit haliyle ev taşıyıp mahalle değiştiren bir ev hanımına bakıyoruz, öyle uyum sorunları yaşıyorlar ki, içinden çıkılması hayli zor görünüyor! Aynı memleket içerisinde yalnızlık korkusuyla farklı yurt köşelerinde görev yapmaktan birilerinin ödü kopuyor, oralara hizmete gitmemek için torpil üstüne torpil yapılıyor, öyle değil mi?

Gelmiyorsa gitmek gerekmez mi?

İnsanın zaman zaman yalnız kalmaya da ihtiyacı olur. Süreklilik arz etmedikçe yalnızlık insanın kendini gözden geçirmesi, sahip olduklarının ve peşinde koştuklarının gerçek değerini anlayabilmesi için bir vesile olur. Esasen müslüman bir yürek, dinini hayatının merkezinde gören bir zihin, hayatta karşılaşabileceği her türlü ortam ve şartta kendine yar edindiği gerçek dostlarını hayalinde taşır ve asla yalnızlık hissetmez.

Yaşlılar yalnızlıktan değil, kimsesizlikten korkarlar. Bizim yalnızlık hissinden uzak bulunmamız, bizi sahte bir huzurla oyalamamalı. Yalnızlara, kimsesizlere el uzatıp onları aramıza aldığımız, yardımcı olabildiğimiz nispette ferah olmalıyız.

Haydi bu günden tezi yok, şöyle bir etrafımıza bakalım; çağdaş uygarlık denilen tek dişi kalmış canavarın kurbanı olan yalnızları aramıza kazanalım. Allah rızası için iyi bir şey yapmış olalım ..
Resmin tam boyutunu görmek için üzerine tıklayın.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/9/2009 - Dikensiz Gül Açıyor mu?….

Kategori: MAKALE
||Kardelen|| Ayazlara aldanıp düşme karanlıklara.Ben, yüreğime baharları doldurup Sevginde ” mutlulukları” tatmaya geliyorum.  Ellerindeki toprak kokusunu, Yüreğindeki ölümsüz sevda umudunu Ömür boyu ” sende ” yaşamaya geliyorum. ...…KARDELEN

Dikensiz Gül Açıyor mu?….

 

 “…Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz
mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi
sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, halbuki siz bilemezsiniz”
Bakara/216
demektedir Cenab-ı Hakk… Biz bilemeyiz…
bilemeyiz bizim için iyi mi hayırlıdır kötü gözüken mi?
Ama bildiğimizi sanıp, başımıza gelenlere yorum yaparız…
Hani ayırırız ya hayır ve şer diye…
hani hep başımıza gelen hayır olsun isteriz ya..
hani hep kötü işler gelip beni mi buluyor deriz ya isyan edercesine….
hani gülü sever de dikenine yüzümüzü buruşturarak bakarız ya..
Maksat hep güzelliklerin bize verilmesi midir yoksa güzelliklere
layık olunması mıdır hiç düşünmeyiz. Gülü severiz de dikenine
burun kıvırırken, unuturuz dikeni yaratanın da gülü yaradan’ın da
aynı olduğunu…
Sevgiliden gelen her şeye katlanmalı, bilinmeli ki
güle gül kokusunu veren dikendeki özsudur aslında…
Daima O’nun gülüne de dikenine de razı olmak varken
neden bilmeyiz ; gül koklamak isteyenin,eline dikenin
mutlaka batacağını…Unuturuz her nimetin bir külfeti olacağını…
Hz. İbrahim; fakir ve yolda kalmışlara, mutlaka sofrasını açar,
az çok ne varsa onlarla paylaşırdı. Rabbinin rızasını kazanmış
bu yüce Peygamber; yine bir gün sofrasına kabul ettiği ama
Allah’ın adını anmadan yemeğe başladığı için kızdığı bir kul
için ne diyor Cenab-ı Hakk…
” Ya İbrahim! Ben bu kulumu, beni inkâr etmesine rağmen
40 yıldır besliyorum da, sen bir öğün mü doyuramadın?”
Bize gül ikram edene nasıl teşekkür edeceğimizi bilemeyiz…
ama bu gülü ikram eden, üstelik sevgisini ve rahmetini
her daim hissettiren Yüce Mevla’mıza nasıl teşekkür etmeyiz ki?
Onun gönderdiği gülleri koklamaktan çekinmezken,
dikenine neden nankörlük ederiz ki…
Bizi sevgisinden yaradan yüce Allah, bizlere isteyerek
zulüm yapmaz, zora koşmaz, bela ve musibetlerle sınamaz…
Bunların hepsi, nefsimize uymadığından bizim düşüncelerimizde
oluşan musibetlerden başkası değildir…
Hele birde; doğumumuzdan ölümümüze kadar geçen sürecin;
O’nu daha çok anmamız, O’nun sevgisine daha çabuk ulaşmamız,
O’na yönelmemiz, O’nun rızasını kazanmamız için geçen bir imtihan süreci olduğunu idrak edebilsek…
Hele birde; O’ndan gelen hayır ve şerre razı olabilsek, isyan etmeden “Rabbim benim için hayırlı olanı böyle takdir etti,
o halde bana teslim olup O’na daha çok yönelmem gerek” diyebilsek…
Hele birde; “ Yarabbi! her şeyi yaradan sensin..
işte sırf sen yarattın diye cennetine de razıyım, cehennemine de “ diyebilsek..
Hele birde; “ Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri..
isteyene ver onları…Bana seni gerek seni” diyebilsek..
Açıp ellerimizi de, bakalım avuçlarımıza…
Dikensiz gül açıyor mu ?

 


  

Soluğum takılmış bir günah zincirinin halkasına…
halka döner ben dönerim…
pembe bulutlarla örtmüşler karanlıkları…
her şey toz pembe zannederim....
bilmeden içinde boğulduğum bataklıkları….
Bir yol gözüküyor az ileride….

yolun ucuna takılı kaldı gözlerim….
adımlar ilerliyor, sahte halkalar izin vermek istemiyor….
bir mucize diliyorum Yaradan’dan….
bir fırtına bir kıyamet…
şer sanıyorum….
kendimi susadığım yollarda buluyorum…
anlıyorum şerdeki saklı olan hayırları….
gözümden yaşlar boşalıyor….
tutamıyorum hıçkırıklarımı….
Susamak çölde…bırakın deryaları….

dilemek delice bir damlayı….
kararmış gönüllere bir ferahlık istemek…
temizlemek içten tövbesiyle….
yakarışlara boğmak geceleri…..
açmak ellerini semaya…..
ışık sızdırmak odandan zifiri karanlıklara……
ve haykırmak sevdanı….kuru gönülleri çatırdatmak…
kuru seccadeleri yaşlarınla ıslatmak…..
bir güneş gibi doğar merhamet….
bir huzur değer gönlüne…..
belki o vakit buruk bir tebessüm belirir,
 kimsesiz kaldığın anda hep seninle olan Rabb’ine….
Kapanmış gözlerim uyanışa aralanıyor…..

diliyorum en samimi duygularımla…..
küfrün karanlığını uğratma diyarıma…..
Adının geçmediği yollara düşürme yollarımı….
bir adımımın dahi israfını nasib eyleme bana…..
bir dirilişteyken ruhum, azgın nefse esir eyleme….
özgürlük nidalarını sil kulaklarımdan….
gerçek özgürlüğün tadını tattır bana…..
kavuştur yollarımı yollarına…..
Ya Rabbim bizi  Sen’den ayırma….
Amin…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/8/2009 - Dua estetiği

Kategori: MAKALE

Rabb’imiz Mûsa Aleyhisselâm’a sormuştu: “Elindeki nedir?” Mûsa Aleyhisselam ise “Bu asâmdır” demiş ve sonra açıklamıştı, “ona dayanırım, onunla hayvanlarıma yaprak silkelerim...” Pekâlâ, Mûsa Aleyhisselam da biliyordu ki Rabbi elindekinin ne olduğunu bilir. Üstelik asânın dayanmaya yaradığını, hayvanlara yaprak silkmekte kullanıldığını, her şeyi bilen Alîm-i Küllî Şey’e ayrıca söylemesi fazla değil mi?

 Hayır, fazla değil; hatta eksik gibi. Çünkü Sevgili’nin huzurunda olunca laf uzatılır, uzatılmak istenir.

Daha çok huzurda kalmak için yeni yeni konular açılır. Huzurda iken, konuşulanın ne olduğu önemli değildir; önemli olan konuşmaktır.

Çünkü konuşmak huzurda kalmayı uzatacaktır. Dua da böyledir işte, kulun Rabb’iyle söyleşmesidir. İster ayakkabımızın kaybolan bağcığı gibi sıradan bir şey için, ister ebedî hayat gibi en başta gelen hacetimiz için dua etmek Rabb’in huzurunda kalma vesilesidir... Mümin için dua etmek, duanın kabul olup olmamasından daha önce gelir. Çünkü dua, içeriği ne olursa olsun, sonucu nereye varırsa varsın, Sevgilinin huzurunda kalmaktır. Yani ki, duanın kendisi duanın sonucundan önemlidir, önceliklidir.
* * *

Dua ediyor olabilmek de, O’na muhatap olmayı, O’nu muhatap olarak bulmuş olmak gibi eşsiz ayrıcalıkları içerdiğine göre, çok önemli ve öncelikli bir duanın kabul edilmiş halidir. Dua edemeyen, dua edemediğinin farkında değildir; dua etmek için dua etmek gerektiğini bile bilemez. Dua edemeyen, dua edememekle neyi kaybettiğinin farkında değildir; bir şeyi kaybettiğini bilmeyen ise aramaz, aramadıkça bulamaz, bulsa bile eline almaz. Öyleyse, dua edebiliyor olmakla, nasıl derin bir kuyudan çıkarıldığımızı görelim. Dua eden adam bilmeli ki, dua ediyor olmakla, kaybettiğini bulmuştur, kaybettiğini bile bilmediği bir kaybını bulmuştur, eksikliğini bile çekemeyecek kadar gafil olduğu bir eksiğini tamamlamıştır. Birileri hakkında dua etmiş olmalı ki, dua edebiliyor.

* * *
“İnsanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım, beni beslesinler diye değil...”

Kulluk, Rab tarafından rızıklandığını bilmekle başlar. İnsanın secdesi tevekkül seccadesinde gerçekleşir. Kul alnını yere değdirdiğinde, Rabb’inden başka kimseye muhtaç olmadığını kabullenir. Secde ile sadece kafasını değil varlığını da toprağa indirir. Rabb’inin kendisine verdiğinden şüphesi olanın secdesi tam değildir; alnı yerde olduğu halde, aklı yukarıda kalmıştır. “Yalnız Sana kulluk edelim diye yalnız Senden yardım dileriz!” dedirttiğine göre Rabb’imiz, kulluğumuzu O’na yardımmış gibi görmek yerine, O’nun bize yardımı olarak bilmeliyiz.

* * *
“Kim kötü bir iş işler, nefsine zulmeder de, sonra/gecikerek tövbe ederse Allah’ı Gafûr ve Rahîm olarak bulur.” Aziz Mahmud Hudâyî, bu ayeti yorumlarken, tövbenin pek dikkat edemediğimiz bir inceliğine dikkat çeker. İnsan kötü işi bedeniyle yapar, eliyle gerçekleştirir, açık bir eylem koyar ortaya. Tövbe ise dille yapılır, hatta dile gelmeden de yapıldığı olur. Hüdâyî Hazretleri, işte bu farkı hatırlatarak, fiilen yapılan isyanın sözle yapılan itaatle affedilmesindeki lütfu gözler önüne seriyor.

* * *
Bir dostumdan duymuştum: “Allah, kendisi için terk ettiğiniz şeyleri terk ettiğinize sizi sevindirsin.” Hayatın özünü yakalayan bir yakarış bu. Çünkü her an bir tercihte bulunuyoruz; bir tercih bize bin terk edişi yaşatıyor. Rabb’imizin rızası için tercih ettiklerimiz ne çok terki gerektiriyor. Bir helâl için bin haramdan yüz çeviriyoruz. Sözgelimi, bir kadını kendimize helâl ederken, diğerlerini terk ediyoruz. Bir erkeği kendimize eş seçerken, başka bütün erkeklerden yüz çeviriyoruz. Eşlerin birbirleri için böylesi sözel ve fiilî dualarda bulunması gerekir. Başkalarını terk ederek kendisi eş olarak tercih edilen bir kadın ya da erkek, eşini kendisi için terk ettiklerini terk ettiğine memnun etmek için elinden geleni yapmalı.

* * *
Fatiha, dilimize değen en güzel duadır. Duayı kabul edecek olan Zâtın dilimize dua vermesi, bize yakarış temrinleri yaptırması, O’nun o duaları çoktan kabul etmeye hazır olduğunu gösteriyor değil mi? Dua ile duanın kabulü arasında sadece o duanın dilimize değmesi bahanesi var. Adı üzerinde “açılış”tır Fatiha; varlığın yüzünü Var edene çevirir, bize ötelerle “ağız birliği” ettirir. Bize verileceklerin hepsi Fatiha’da saklıdır; tek Fatiha ile istediklerimiz bize verilse yeter aslında. Bizi yokluğun dehşetinden alıp kimsenin yapamayacağı iyiliği yapan Rabb’imiz, Fatiha ile kendimiz için neyi istemenin hayırlı olduğunu öğretir bize ve onları kendisinden istetir. Vermek istemeseydi, ısrarla istememizi ister miydi?
Allah yazıları hareketli besmele dini resimler la ilahe illAllah gifleri dini şekilli avatarlar

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/8/2009 - Güller Dikenler...

Kategori: MAKALE

||Kardelen||


 
 Güller Dikenler...
 

Gözler nûru, gönüller ışığı; ebedî âlemin benzeri; yeniden doğuşlar, günahlardan arınışların nümûnesi: Güzel, sevimli sabah!
Yeni, yepyeni bir âlemin başlangıcı; ümitlerle dolu, bilinmezleri getiren tatlı aydınlık!...
Günah ve kederden âzâde çocukluk yıllarına benzeyen; güç, kuvvet, hayat kaynayan gençliğe benzeyen; yeşil, tâze bahâra benzeyen sabah!...
Hayâllerimizi süsleyen, geleceğe gülümseyen emellerin; tatlı düşlerden ayrılan dalgın gözlerin gül gül açıldığı berrâk sabah!..
En kötümser kalplerin bile en küçük ni’metlerdeki büyük saâdeti hissedip şükrettiği, lütuf ve keremlerle yüklü sabah!..
Gönülden gamı-gussayı, akıldan kederi-tasayı, kalpten kini-düşmanlığı alıp götüren, serin ve tatlı sabâ rüzgârının vakti!..
İnsanın duyarak ürperdiği, ürpererek duyduğu; yanık gönüllerden, gönüller Sâhibine yükselen ezanların yeri-göğü, kalbi-rûhu titrettiği, mahlûkàtın yaşamak şevkiyle bayram ettiği kudsî zaman!..
“Hû!” çeken kumruların, hançeresini yırtarcasına feryâd eden bülbüllerin, cıvıltılarından sabah neş’esiyle mest oldukları anlaşılan türlü türlü kuşların velveleye verdiği, târifi imkânsız dem!..
Uyanıp hayatta olduğunu, bu dünyâdaki vazîfesinin henüz bitmediğini anlayanların hamd ü senâlarıyla karşılanan feyizli vakit!..
Dillerin çözülüp gönüldekilerin dışa vurulduğu; dünyânın seslerle, cıvıltılarla, nağmelerle dolduğu; zikrin şükre, tekbîrin tehlîle, tâatin ibâdete, sükûtun uğultuya karıştığı ışıklı âlem!..
Cehâlet, dalâlet, gafletten ileri gelen karanlıkları gideren ilâhî hidâyetleri andıran sabah!..
Asr-ı Saâdette, gönüller sultânının (asm) nûruyla ışıklanan âlemi, o günlerin hasretiyle her geceden sonra yâd eden, tekrâr tekrâr yâd eden âşıkların âşığı hayırlı sabah!..
Ölümden sonraki dirilmenin, haşirden sonraki kurtuluşa ermenin, cennetlerde sonsuz hayâta girmenin, saâdetlerin saâdeti olan Cemâlullâh’ı görmenin timsâli olan sabah!..
EKREM KILIÇ

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Image Hosted by ImageShack.us
Sevgi bazen bir güldür sunulan,bazen gözyaşıdır süzülen,bazen de bir duadır,dostu gıyabında Mevlaya gönderilen...

Son Yazılarım

Seven, sevdiğinin yolunda olur‏
İBÂDETİN KIYMETİNİ BİLMEMEK İBÂDETTEN ZEVK ALMAYA ENGELDİR
Stres ve Tevbe‏
Gözümün Nuru Namaz
Allah sevgisi testi
Sen Yeter ki, Herşeyin Sahibi’ne (c.c.) Teslim Ol ..!
HADİSLERLE DİRİLMEK ve PEYGAMBERLE YAŞAMAK
Mahşer Anı
Yalnızlık Halleri
Takva ve Tevbe
Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us





























CINAR RADYO BURSA

Kategoriler


Hit Counter
Hit Counter
www.audici.de.tlImage Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

  • <%FriendUsername%>


  • Özkan Özdemir
    nurla
    gonulcedost
    annelerimiz
    yolcugidiyor
    hazanseli
    nurulenvar
    fuadyusufoglu
    zerirem
    benmihrace
    garipyolcu
    ilayikelimetullah
    dinimizislam58
    hazanmevsimleri
    sufiyane
    benyako
    oldwomen
    feyzanur2000
    mesale
    1incitanem
    serranur
    keremcem06
    nursalkimi
    rindiseyda1
    omarfaruk1985
    yusufyusufoglu